MAJI 12  - Kasım 2009

 

Uyanış

Yazı: İlker Özmen

Düşçü izliyordu. Düşünün gerçekliği karşısında kendinden geçiyor, zihni kendisine mukayyet olabilmek için elinden geleni yapıyordu. Mücadelenin gereksizliğinin ayırdına vardığı noktada zihni de direnmekten vazgeçti. Perdenin gerisine çekilerek, o da merakla olacakları izlemeye koyuldu. Artık sahnede “hakikat” vardı...

 

Beyaz ve minik taşların üzerinde oturarak saçlarının arasından esen akşam meltemini duyumsamaya çalıştı. Bu öylesine ılık ve öylesine hafif bir rüzgardı ki... Harika hissettiriyordu! Yüzüne vuran güneşin son demleri onu kendinden geçiriyordu. Düşçü gülümsedi. Güneş, kızıla çalmış bir devasa top misali denizin hemen üzerinde nazlı nazlı dalgalanıyordu. Kendi içerisinde sonsuz bir süratle devinen bu dev alev topu, sanki kollarla kaplanmış gibi dört bir yanından ateş ırmakları fışkırtıyordu. Umarsızca boşluğa yayılan bu akışkan kıvamlı kollar mükemmel birer altın oran oluştururcasına spirallere dönüşüyor, güneşin devindiği istikametin tam tersi yönde hızlıca dönüp duruyorlardı. Tüm kompozisyon, sanki yüce bir şablonun ortasına oturmuş, bütün haşmeti ve hareketli yapısıyla hipnotize edici bir görüntü sunuyordu...Birdenbire alev topunun tam ortasında parlak bir ışık belirdi. “Beyaz” sözcüğünün kifayetsiz kalacağı bir dokuyla beraber, kör eden bir parlaklıkla gözlerine ulaştı. Düşçü elinde olmadan gözlerini kıstı. Ve hemen ardından dayanamadı, onları kapattı. Sonsuz uzunlukta gibi hissettiren anların ertesinde gözlerini açtığında, beyaz ışık her yerdeydi...Düşçü ışık nehrinin içinde yıkanırken sözcükler duydu, ve onları taşıyan bir ses. Ona her daim tanıdıkmış gibi gelmiş ama o anda duyduğunda ilk kez işittiğine yemin edebileceği bir ses... Şiddeti gittikçe artan ses müziğe dönüşmüştü adeta, evrenin senfonisi kulaklarında gümbürdüyordu. Sözcükler kulaklarına ulaştılar, ona herşeyi anlattılar. Anlattılar ve anlattılar... Aktarım bittiğinde evren kendi etrafında tam bir tur attı, herşey merkezde, “orada” toplandı.

 

Beyaz ve minik taşların üzerinde oturarak saçlarının arasından esen akşam meltemini duyumsamaya çalıştı. Bu öylesine ılık ve öylesine hafif bir rüzgardı ki... Harika hissettiriyordu! Yüzüne vuran güneşin son demleri onu kendinden geçiriyordu. Düşçü gülümsedi. Güneş, kızıla çalmış bir devasa top misali denizin hemen üzerinde nazlı nazlı dalgalanıyordu. Kendi içerisinde sonsuz bir süratle devinen bu dev alev topu, sanki kollarla kaplanmış gibi dört bir yanından ateş ırmakları fışkırtıyordu. Umarsızca boşluğa yayılan bu akışkan kıvamlı kollar mükemmel birer altın oran oluştururcasına spirallere dönüşüyor, güneşin devindiği istikametin tam tersi yönde hızlıca dönüp duruyorlardı. Tüm kompozisyon, sanki yüce bir şablonun ortasına oturmuş, bütün haşmeti ve hareketli yapısıyla hipnotize edici bir görüntü sunuyordu...Birdenbire alev topunun tam ortasında parlak bir ışık belirdi. “Beyaz” sözcüğünün kifayetsiz kalacağı bir dokuyla beraber, kör eden bir parlaklıkla gözlerine ulaştı. Düşçü elinde olmadan gözlerini kıstı. Ve hemen ardından dayanamadı, onları kapattı. Sonsuz uzunlukta gibi hissettiren anların ertesinde gözlerini açtığında, beyaz ışık her yerdeydi...Düşçü ışık nehrinin içinde yıkanırken sözcükler duydu, ve onları taşıyan bir ses. Ona her daim tanıdıkmış gibi gelmiş ama o anda duyduğunda ilk kez işittiğine yemin edebileceği bir ses... Şiddeti gittikçe artan ses müziğe dönüşmüştü adeta, evrenin senfonisi kulaklarında gümbürdüyordu. Sözcükler kulaklarına ulaştılar, ona herşeyi anlattılar. Anlattılar ve anlattılar... Aktarım bittiğinde evren kendi etrafında tam bir tur attı, herşey merkezde, “orada” toplandı.

 

Yıldız ışığı altında yıkanan Düşçü, düşünün içindeki en gizli düşü; “gerçeği” görmüş, sonunda uyanmıştı. Artık hiçbir şeyin eskisi gibi olabilmesine olanak kalmamıştı.

Hangi uzak yarlarda ya da hangi uzak göklerde

Kurban edildi gözlerindeki ateş?

Hangi kanatlar erişebilir ona?Hangi el kavrayabilir ateşi?

Ve hangi güç ve hangi beceri Bükebilirdi kaslarını yüreğinin?

Ve, yüreğin çarpmaya başladığında,Hangi dehşetli el ve hangi dehşetli ayaklar?

 

william_blake