MAJI 15 – Nisan 2010

 

Sarmal

Yazı : İlker Özmen

Bir an için durup düşününce, ” insanın kainat üzerindeki kıymeti, varlığı, kütlesi ve manası nedir?” diye sorunca kişi kendi kendisine; bu bir an sonsuz zamanlara kadar yakınsayacakmış gibi gözüküyor her nedense. Bu öylesine giz dolu ve açmazlara gebe bir soru ki, insan zihni tüm serüvenini bu sorunun cevabını bulmak yolunda yarattı ve yazdı demek yanlış olmayacak. Kendimizi, çevremizdeki diğer canlıları, üzerinde yaşadığımız ve evimiz olan gezegeni, olası diğer dünyaları ve uzak uzayın derinliklerini derken; ademoğulları olarak inanılmaz bir iştahla, varlığın tüm bilgisine erişme arzumuzu inatla sürdürdük.  Çünkü her şey öylesine bir mucizeye işaret ediyordu ki… Belki de “varoluş” mucizesine bilinçli olarak tanıklık eden tek tür olarak bu ağır misyonun yükünü sırtlanmadan olmayacaktı. Bilim eline aldığı her şeyi ölçtü, tarttı, gözlemledi; kadim öğretiler ise his ve sezginin rehberliğinde büyük resmi görmeye çalışmamızı öğütledi hep. Mutlak ile muğlağın bu savaşı günümüze dek sancılarını saklı tuttu ve de hayatın, dünya düzeninin her yerine kendilerinden birer iz bıraktı.

 

Ve ben diyorum ki, eğer içinde varolduğumuz bu gerçekliği, bu evreni anlamak istiyorsak yolumuz “evrensel” olmaktan geçmeli… Çünkü evrensellik  gerçek bilgiye, “gerçeğin bilgisine” ulaşmaktır. Taraftarlıklardan, izm’lerden, fanatizmden vazgeçerek tüm yöntemleri, metotları ve araçları kucaklamaktır; eğer ki onlar bizi gerçeğe biraz daha yaklaştıracak iseler! Ve belki de asıl erdem, maddenin ve mananın tüm dogmalarını terk ederek açık bir zihin, berrak bir algı ve kristal gibi bir bilinçle yüzümüzü güneşe dönüp gülümsemek ve şu an için minnet duymakta saklamıştır kendisini... O, bu anı kucaklamak, döngünün neresinde olursak olalım sırf orada olabildiğimiz için mutlulukla dolmaktır. Çünkü “yaşam” gerçek bir mucize ve her birimiz onu tam da göğsümüzde gururla taşıyoruz. Ama bunun farkında bile ol(a)madan.

 

Ve Evren tek bir noktadan akmaya başlamış, içinde barındırdığı tüm suyu aynı kaynaktan alan, sonsuz kollu ve yönlü bir nehir gibidir. Varoluş Senfonisi’nin ilk notasıyla beraber gürüldemeye başlamış ve hiçliğin kıyılarına doğru sonsuz bir azamet, sürat ve kararlılıkla akmaya devam etmiştir. Bu kadim nehir bizim annemizdir. Tüm varlığı rahminde tutan, besleyip büyüten bir anne... O çocuklarına karşı çok cömert davrandı ama çocuklar hep nankör olur, öyle değil mi? Hepimiz, “hiçliğin” o kavranması çok güç derinliğinden ve karanlığından, tek bir noktadan daha da ufak bir zerreden geldik. Ve belki de Kainat, Büyük Patlama’yla beraber derin bir soluk almaya başlamıştır, milyarlarca yıldır devam eden derin mi derin bir nefes… Belki de döngünün tek bir halkası bu tek nefesten ibaret olacak ve gün gelecek; alınan bu nefes geri verilmeye başlanacak ve en sonunda tüm varlık tekrar başladığı noktaya çökecektir. Bunu takip eden bir “Planck Zamanı” içerisindeyse kozmosun yeniden derin bir nefes almaya başlaması, yani tüm oluşun tekrardan bütün azametiyle patlayarak yepyeni manalar içeren bir Evren’i doğurması da muhakkak. Yani, tanımladığımız tüm gerçeklik ve bunu anlamlandırmak için “yarattığımız” bunca zaman birimi, kozmik anlamda tek bir nefesten ibaret olabilir. Çılgınca bir düşünce, değil mi?

 

Ve şurası çok berrak ve net, Evren bir motiftir. Tekilliğin etrafında dönüp duran ve başladıkları yere, kaynağa dönmek için ömürlerini heba eden parçacıkların motifi… Bu doku, atom altı boyutların mikro kozmosundan muazzam galaksilerin havsalaya sığmayacak ebattaki alemlerine dek tüm varlığın ruhuna sirayet etmiştir. Her şey, ama her şey dönmektedir. Varoluş bir döngüler yumağından ibaret olsa gerek en öz anlamda. Ve evren bir spiraldir. “Sıfır Noktası”ndan bükülmeye başlayıp kuant şelalelerinin köpükleriyle iç içe geçip boşluğu avuçlayan bir sarmaldır. Kainatta yer alan tüm varoluş formları ve uzak uzayın kadim yıldızları birer döngünün içinde, ancak katı ve kuralcı bir “çember”in kısıtlı alanında değil; bir sarmalın özgürlüğü ve başkaldırısı içerisinde devinimlerini tamamlamak yolunda kararlıca ilerlerler. Tıpkı, bu sonsuzluğun içinde bir zerre bile sayılamayacak boyuttaki bu mavi gezegenin de buna refakat ettiği, ancak üzerinde barındırıp büyüttüğü ve evrendeki en akıllı tür olduğunu iddia eden “karbon bazlı bir yaşam formunun” da örnek alması gerektiği gibi.Kimi zamanlarda tek düşünebildiğim şey, insanoğlunun evrenle olan bu bitmez uyumsuzluğu ve geçimsizliği… Oyuncağı elinden alınmış çocuklar gibi mızmızlanıyoruz, halbuki her şey işte tam da burada, önümüzde ve elimizin altında. Sadece, yanlış yerden bakıyoruz. Çünkü, bazen perspektif gerçekten de her şeydir. Sarmalın tam ortasındayken neyin içinde olduğunuzu fark etmek zor olabilir. Ama, o sonuna değin açılmış, altın varaklı, devasa “algı kapıları" ise bizlere zaten sarmaldan başka bir şey göstermiyor, sizce de öyle değil mi?

“Özgürlüğe doğru bir milim olsun ilerleyebilmek istiyorsak, dünya vizyonumuzu ters yüz etmemiz gerekir. Bu muazzam bir çaba  alacaktır. Buna rağmen, daha büyük  bir mutluluk yoktur. Benliğinin sonsuzluğunda fethedeceğin bu bir milim, olaylar dünyasındaki okyanusları yutabilir.

 

dreamer