MAJI 11 – Eylül 2009

 

OZORA 2009

Festival Notları Yazılar: Sumru TÜREL  /  Fotoğraflar: Kerem GÜNER

Heyecanlı bir yolculuk sonrası elimizle koymuş gibi bulduğumuz OZORA’ya vardık sonunda. Yolculuk kısmı da ilginç bir macera ama asıl macera OZORA’da. Binlerce ışıldayan ve 6 gün boyunca hiç değişmeyecek gülümseyen yüzlerin arasından “Cennete Hoşgeldiniz” diyor bize.

 

Gece çadırımızı kurup yorgunluğumuzu atmak üzere ertesi günün heyecanıyla uykuya dalıyoruz. Sabah güneşinin çadırı ısıtmayısla fırlıyoruz uyku tulumlarımızla çadırdan. Önümüzdeki karavanın arkasındaki gölgeye diziliyoruz azıcık daha enerji toplamak için. Birden usulca biri yanaşıyor yanımıza ve karavanın ön tarafını göstererek fısıldıyor “ burada hepimize yetecek kadar gölge var, lütfen burada uyuyun” diyor. 6 gün boyunca hep beraber oturuyoruz o gölgede. Görüyoruz ki gerçekten “cennetteyiz”. Etrafta oynayan özgür çocuklar ne kadar şanslılar diye düşünüyorum. Herkesin gözlerinde tebessüm ve ne kadar şanslıyız diyorum, buradayız...

 

Bir sürü oyuncaklar yapmışlar bize; bunlardan biri mısır tarlasına yaptıkları labirent, her ayrımda özlü bir sözle karşılaşıyorsunuz. Sonunda nereye mi çıkıyorsunuz; main stage in tam dibine . bir de dönerek inen bu oyuncaklar var. Binmek için yanına gidiyoruz biz de.. önce herkes İngilizce konuşuyor birbiriyle. Sonra nerelisin diye soruyorlar, hepimiz Türkiye’deniz diyoruz, bir ağızdan gülücükler kahkahalara dönüşüyor o anda…

 

İncik boncuk satanlar, jugling yapanlar, dans edenler, uyuyanlar, gezenler kısaca Festival kelimesinin tam anlamı…

 

Akşamı iple çekiyoruz..hava kararmaya başladığında gündüzki kadar sıcak olmadığı için hava, gidip üstümüze kalın bir şeyler alıyoruz çadırımızdan. Sonra doğru main stage’e atıyoruz kendimizi. Burada yakılan devasa ateş müzikle de birleşince ritüellere dönüşen dansı yakalamamak elinizde değil. Müzik main stage’de sabah belli bir saate kadar sürüyor, ondan sonra ya da arada yorulduğunuzda chillout’a gidip oradaki görsel zenginlikle dinlenebiliyorsunuz. Hatta 3. Gün sabahında duyunca çok şaşırdığımız “Tarkan” çalıyor Macar Dj den Chilloutta.

 

6 gün boyunca elimizde fotoğraf makinamız yüzümüzde kocaman bir sırıtma ile 2 stage arası gidip gelmek, hepsini bir arada dinlemeye çabalamak bile güzel bir koşturmacaydı bizim için. Hatta bir önceki günden programı yapmaya çalışıyoruz; önce chillout, oradan çarşı gezmesi, Shiva’da bir kahve molası, sonrasında da main stage…. Bunun yanında 6 güne yapmayı sığdıramadığımız daha bir çok şey oldu; workshoplar , movie theater…24 saat hiç durmadan yaşayan bir şehir, oturup izliyoruz bazen sıkılmak mümkün değil.

 

Gün geçtikçe sayı daha da artıyor festivalde. Yanyana çadırda kaldığımız arkadaşımızı bile arada görür hale geliyoruz. Festivalin 4. gününde ancak yeni karşılaşıyoruz bazı arkadaşlarımızla da..Hepimiz aynı grubu bekliyoruz tabii; cumartesi akşamı çıkacak olan Shpongle’ı…Ama öncesinde ChillOutta Carbon Based Life Forms’u dinliyoruz…Oradan hemen main stage’e gidiyoruz. Heyecanlı bir bekleyişin ardından Shpongle sahnede, muhteşemler kostümleriyle ve müzikleriyle. Hiç çıkmayacak görüntüler kaydediyoruz beynimize...Yanımızda olamayan arkadaşlarımızı anıyoruz sıksık seneye diyoruz… seneye yine “Cennete” ama bu sefer hep birlikte..:)

Şaman, zihin-uzayında kendi kaynağıyla nasıl yeniden bağlantı kurulacağını öğrenmiş olan egodur...

 

Jim Dekorne