MAJİ 10 – Ağustos 2009

 

Ommepati

Utar Artun

Kültür ve onun insanın beynini saran ahtapot kolları, popülerizm. Popülerizm, kendi başlı başına bir ahtapot sayılır. İnsanlar bildiği veya bilmediği bir şeyi nasıl oluyor da algılıyorlar. Bilgi, kuşkusuz dünyadaki en önemli silah. Bunu silah olarak görmek, canlıların hayata bakış açısıyla ilgili. Bilgi ve tecrübe… Hayvanlar da bile bunun örneği rahat bir biçimde gözüküyor. Ama bu örnek kendini “yaşamak için” ortaya atıyor. Aynı zamanda “yaşatmak için”. Yaşatmanın duygusal gerekçeleri olabilir. Bir şeye değer vermek, onu her şeyin üstünde görmek, her şeyin ne olduğunu bilmeden bildiğin şeylere değer vermek. Dil gibi, kültür gibi, insanlar gibi… O kadar çok idol var ki hangisi olduğuna özgür iradeli insanlar, kendi leyhlerine göre karar verebilirler. Popüler yayılımlar kendini her tür dalda belli ederler. Ona “popüler” ismini koyduran, her dilde harflerin insan algılamasıyla kusursuzmuş gibi gösterip yayılmasını sağlayan, kültürlerin gerçek temelini oluşturan. Her zaman algılanan bir şeyin zincirleme anlatma,uygulama ve tepki durumlarıyla gelişmesini sağlayan. Kimse farkında olmadan “doğru” ve “yanlış”‘ı doğuran. Gelişme ve geliştirme ile gelişen. Kısaca, kültürü oluşturan ve yok eden tamamen insan. Ama bu konuda sadece insanlar değil bütün evren var. İnsanlar için her şeyi anlamlandıran ve hayal etme güçlüğünün bilinçsizce kullanılarak “ommepati” kurduran şey, onu asla kusursuz kılmaz. (Bu arada, ommepati diye bir kelime dünya literatüründe olmadığı için bu kelimeyi şimdilik ben yaratıyorum. Kimsenin bana yayılan popülerizm’in bana engel olduğunu savunmadan dinsel ve dilsel gerekçeler bile anlatamaz.

 

Ne kadar çok insan kabul ederse o kadar yayılır mentalitesiyle devam ettiği için… Kuralları olur veya olmaz. Felsefesi vardır yada yoktur. Çünkü, insanlar anlayabildiklerini mi onaylarlar yoksa, algıladıklarını mı?. Tartışmaya açık bir konu…) Yaratıcılığın örnekleri, ommepati ile daha dikkat çekici ve hırslı olabilir. Zamanın olmadığı yerde insanların yaptığı eylemler duyusal olarak odak noktası haline geldiyse, o evrende zaten bir anlık düşünülen şey ve düşünen olduğunu fark edersiniz. Ama sadece bizlerin değil, mesela nesnelerinde olduğunu ama aslında fiziksel olarak olmayıp hayal edilerek var olduğunda da paradoks’un gerçekten ne demek olduğunu algılarsınız. Ama anlarsanız gerçek cevabını bulmamışsınız demektir… Belki “doğru” ve “yanlış”’ın tamamen insan icadı olduğunu varsayarsak. Neden olmasın?Bundan sonra canlıların birbiriyle ommepati yapması gerekiyor. Her şey için neyin en mükemmel olduğunu ve olacağını. Gelecek zaman’a giden ince yolda zamanın değerini, canlıların değerini, evrenin değerini bilmek gerekli. Ama bir taraftan bilmemek gerekiyor. Gerçek ommepati’yi öğrendiğimizde bunları düşünmemiz gerekecek. Çünkü düşündüklerimiz zaten ommepati olacak…

Eğer algının kapıları temizlenseydi herşey insana olduğu gibi görünürdü, sonsuz.Çünkü insan kendisini kapattı, ta ki tüm şeyleri mağarasındaki dar çatlaktan görene dek...

 

William Blake