MAJI 13 – Aralık 2009

 

Ne yiyoruz ?

Yazı: Zeynep Yimsel

Gördüm ki ; ne yediğimiz hakkında hiçbir fikrimiz yokmuş. Kandırmacalar sınırsız.Soya etiyle başlıyor hikaye;" mesela yağı alınmış 1 kg soya kıymasına 3 kg su emdirilerek elde edilen soya artığıyla karşılaşıyoruz. Ya da şu marketlerde satılan hazır köftelerin vs. gerçek et olduğunu sanıyoruz. Ama aslında tamamı soya katkılı. Tüm kek,bisküvi türü yiyecekler birinci sınıf dolgu maddesiyle hazırlanıyor. Ben sanıyordum ki hazırlanışında kullanılan; evdeki un,yumurta,süt...!

 

Avusturyalı film yapımcısı Erwin Wagenhofer , "We Feed The World" adlı belgeselinde yediğimiz yemeklerin kökenini Fransa,İspanya,Romanya,İsviçre,Brezilya ve Avusturya'da araştırıyor. Film ; yemek ve küreselleşme , balıkçılar ve çiftçiler , güçlü şirket yöneticileri , ürün ve para akışı , kıtlık ve gıda ticaretinin karanlık yüzüyle ilgili  . Elbette ki sadece bunlarla kalmıyor.. Mesela Nestlé gibi şirketler nasıl oluyor da su sıkıntısı çeken ülkelerde,içme suyu bulamayan insanların yanında fabrika kurabiliyor gibi ayrıntılara da değiniyor.Nestle CEO'su Peter Brabeck , durumu gıda değil sadece bir iş sahası ve para olarak görüyüor tabiki.VE diyor ki : "Daha önce hiç bu kadar iyi yaşamamıştık, hiç bu kadar fazla paramız olmamıştı, hiç bu kadar sağlıklı olmamıştık, hiç bu kadar uzun yaşamamıştık. İstediğimiz herşeye sahibiz. Buna rağmen psikolojik açıdan bakıldığında sanki yastaymış gibi bir hava içindeyiz."demekte kendileri.Belgeselde, dev şirketlerin küçük balıkçıları yok ederek denizlere hakim olmasından bahsediyor. Fransa'nın Bretagne bölgesinde balıkçılık yapan Philippe Cleuziou durumu çok net açıklıyor ve gösteriyor ;dev ağlarla avlanmış balıklar korkunç yük altında eziliyor,gözleri patlıyor, renkleri değişiyor. Uzun süre denizin içinde bekletilince de daha marketlere gelmeden bayatlamış oluyor.

 

Sonra da Fransız balıkçı diyor ki : " bu balıklar yemek için değil satılmak içindir."( Kendisi bu balıkları elbette yemez.)Bir de genetiği değiştirilmiş bitkilerin ekimi yapılıyor.Romanya'daki Pioneer Tohumculuk'un Üretim Direktörü Karl Otrok da konuşuyor belgeselde: "Genteknolojisinden yoksun hiçbir gıda maddesi olmadığı fikrine artık alışmalıyız" diyor. Katledilen hayvanlar mı ? 35 bin hayvan kapasiteli bir tavuk üretme çiftliğinin yöneticiliğini yapan Hannes Schulz dev tesislerdeki üretim sürecini anlattıktan sonra; "Bunları satın alanların ve tüketicinin neyin, nasıl yapıldığı hakkında hiçbir fikri yok. İnsanlar giderek doğaya daha fazla yabancılaşıyor, daha sert ve daha acımasız oluyor. Ticarette fiyat öne çıkıyor, tat ise bir kriter olmaktan çıkıyor" diyor. Yılda 12 milyon kuş, gün ışığı görmeden , fabrikada üretilip ardından katlediliyor.  Batıyı bitirdik , şimdi geriye kalanları bitiriyoruz. Şirketlerin kalbi yoktur. 100.000 insan hergün kutlıktan ölüyor. Her 5 saniyede bir 10 yaşın altındaki bir çocuk açlıktan ölüyor. Her 4 dakikada bir kişi A vitamini eksikliğinden kör oluyor..Hayatımızın en içindeki bir kısım gerçekler. We Feed The World belgeselini izlemenizi şiddetle tavsiye ediyorum sonunda yemek yemek istemeyecek olsanız bile !

Tibet’in tantrik mistikleri düşüncelerin ‘maddesine’ tsal adını vermekte ve her zihinsel eylemin bir gizemli enerjinin dalgalarını üretmekte olduğunu ileri sürmektedirler. Onlar, tüm evrenin zihnin bir ürünü olduğuna ve tüm varlıkların kollektif tsal’ları tarafından yaratılıp, canlandırıldığına inanmaktadırlar. İnsanların çoğu bu güce sahip olduğunu bilmemektedir, diyor Tantristler, çünkü sıradan insan zihni, “büyük okyanus tan ayrılmış ufak bir gölcük gibidir.”