MAJI 15 – Nisan 2010

 

Majimag’çe Haller…

Yazı: Suna Waraich

Her yeni gün başka bir renkle açılmakta karşımızda. Aslında çeldirici olan bunların gerçek olmaması ilk bakışta çünkü kimse ezbere yaşayamaz yani kimse aslında gerçeküstü bir zamanda neler göreceğini önceden bilemez. Belki de günlerimizi güzel kılan da budur. Beklediğimiz ses, uyandığımızda yanı başımızda bize gelsin diye bekleriz bir an evvel. Bunun mutluluk olması dileğiyle başlarız yeni güne. Hindistan’da bu böyledir.

 

Dünyamız verdiği savaşta hep galip gelmiştir her şeye rağmen. Minicik insanlar gibi gözüksekte dışarıdan bakıldığında doğanın verdiği huzur ve sevgi evrenimizi kaplar. Her zaman bir çıkış yolu bulan insanlık bunun sistemini kurmuş olmakla övünür. İnsana kalan; bilim ve sanat gibi olgularla pekişerek kreatif ve aktif dünyayı biraz da göz önüne çıkarmak olmuştur. Hayatı hızlandırmak için kullandığımız teknoloji önümüzdeki müthiş bir yemekten ibaret olsa da biz insanlar her gün savaşımıza usanmadan başlayıp ne geçmişi ne de geleceği olacak bu düzende yardımlaşarak kardeşçe yaşayarak dünyamızı her uçtan bir hiç uğruna çalışarak koruyoruz. Anlatılan hikayeler kişiden kişiye göre değişir her zaman, bizi meraklandıran şey ne ise ona bakarız aslında , belki de yanı başımızda sorunun cevabı olsa bile. Astral yolculuklar yaparız müzik dinleyerek, seyahat ederiz değişiklik olsun diye. Bazen Ay’ı, bazen Güneş’i, bazen de Deniz’i seyrederiz iç çeke çeke. Kimisi bundan anlam çıkartır ve mutlu olur, kimisi de kendisinin bir aksini görür ve korkar üzülür. Çok okuyan , çok öğrenen, çok izleyen ve çok dinleyen her zaman çok konuşandan iyidir. Boyutlar var dünyamızda; düşünsenize haberleştiğiniz kişinin nerede olduğunu tahmin edin. Dünya yuvarlak ama bize öyle gelmiyor. Ben dünyayı çok gezdim. Gezdiğim yerlerde hep dikkatimi çeken o eksene sığamamam olmuştur. Yürürken tökezlediğimi gözlemlemiştim bir keresinde. Hindistan’da olmak bambaşka bir boyuttan dünyayı çıplak gözlerle seyredip şaşırmak demek. Onun için söylüyorum dünya yuvarlak olsa bile açılar farklı. Kendinize kurduğunuz özel dünyanızı gerçekten yaşayacağınız bir yer dünyada mutlaka bulursunuz. İki şey arasında kalmak iyidir her zaman. Bugün bulunduğunuz yer ve gelecekte bulunacağınız tahmin edilen yer. Eğer gündelik hayata çok alışkın bir yapıya sahipseniz bu kimi zaman size aynı evrende aynı şeyleri yaptığınızdan dolayı sıkıntı verebilir çünkü insan etten kemikten varlıktır ve bu değiştirilemez. Karakterlerimiz bizi birbirimize bağlayan en önemli unsurlardır, o yüzden her gün aynı savaşı veririz. Ama bir zaman bunun sesi yüksek bir zaman düşük olabilir. Ben Hindistan’da bir şey deneyimlemiştim; anladım ki dünyada varolan her şey gürültüyle uyanır sesizce de uyur. Renkler bile solabilir…

 

Ne yazık ki…Duygularımız bile bize verilen görevler bitince geçer. Bütün bunların sonucunda ne arıyoruz biz? Biz kimiz? Neden ve niçin geldiysek dünyaya bir gün bütün kapılar açılacak ve kurtuluşumuz olacak elbette ki. Yaşadığımız dünyayı bırakmak istemesekte, insan yerçekimine karşı koymak istercesine dans eder ve o an dünyada olmak istemeyebilir. Hindistan’da ruhumuzu eğitebileceğimiz çok yer var. Bazen seyretmekle bile insan öğrenebilir. Mesela yemek yapmayı veya müzik çalmayı. İnsanın efendisi yine insandır. Hayatta tek katıldığım şey; insanların gitgide birbirlerini daha iyi tanıdıkları. Şuradan biliyorum ki insan doğar , büyür ve ölür. Bu çerçevede her insan elbette ki her şeyi yaşamıştır tanık olmasak bile. Şu var ki kimse aynı aynı değildir ki bu birbirimizi sevmeyi öğreten bir kuraldır bence. İyi ve kötü günde derler.Neden? Hayat sadece kendi eksenimiz etrafında dönseydi o zaman bir dağ evinde yaşama deneyimi vermemiz gerekirdi ki bence hayat her yeni güne tahminsiz başlamak ve olacaklara göğüs gerecek gücü kendinde bulabilmek ve mutlu olacağın saatlerin heyecanı içerinde beklemek olabilir.Sonuçta evrene saçılmış mermiler değiliz, hepimizin bir işi bir görevi var yani yıldızlar gibi değiliz. Hayatın ana mantrası bence her insan için farklıdır. Mantralar aynıdır insanlar farklıdır. Eğer hayata yeni bir şey eklenirse bunu hemen duyurmak lazım herkesin öğrenebilmesi için.Eskiyen mantra yoktur. Unutulmuş günahlar yeniden doğar. Hindistan’da doğu mistisizmini spritüel konseptler ile beyni dengelenerek bir takım geleneksel semboller kullanılır. Bunlara yantra denir. Kısaca yararı bazı boyutlar açarak spritüel,astrolojik ve sihir sanatını vurgulamasıdır.Hayatı bizim sorgulamamız yerine bunu araştıran insanlardan öğrenmemiz daha kolay artık şu çağda. Değişik ırkların olduğu dünyamızda herkes birbirinden yardım isteyecek durumda. Müziğin evrenselliği gibi dünyanında sonunda evrensel olması dağlarda yaşayan ilkel taş devri adamından nirvanaya ulaşmış insanların olduğu düşünülürse hayal mi gerçek mi tartışması tarihsel çizgiye bakılırsa dünyanın nereden nereye geldiğinin hatta kavimlerin değil sade bir kişinin inanç duygularının boyutunun büyüklüğü tartışılmaz durumlarda ama sonuçta sevgi ve saygı bütün gücünü Allah’a ispat etti. Krishna’dan öğrenebilecek çok şey var bu konuda.

 

Her bir bakış yeni bir arayıştır.

“Özgürlüğe doğru bir milim olsun ilerleyebilmek istiyorsak,dünya vizyonumuzu ters yüz etmemiz gerekir. Bu muazzambir çaba  alacaktır. Buna rağmen, daha büyük  bir mutluluk yoktur. Benliğinin sonsuzluğunda fethedeceğin bu bir milim, olaylar dünyasındaki okyanusları yutabilir.

 

dreamer