MAJI 06 – Ağustos 2008

 

İndra Efsanesi

 

İndra, Hint Mitolojisin deki Tanrılar’dan biridir. Bir gün çamur banyosu alan domuzları gördü ve domuzlar bundan ne zevk aldklarını merak etti. Diğer Tanrılar’a da sordu ise de cevabını bulamadı. Bir zamanlar Tanrılar’ın kralı İndra pislikler içinde yaşayan bir domuzun bedenine  girdi ve Tanrı olduğunu unuttu. Domuz bir eşi ve çok sevdiği yavruları oldu, yaşamından çok mutlu idi. Sonra bazı Tanrılar o’nun bu halini gördüler ve yanına gelerek, ‘sen bütün Tanrılar’ın kralısın, bütün Tanrılar senin emrin altında olduğu halde, sen neden buradasın’ diye sordular. Fakat İndra ne domuz hayatını, ne de domuz yavrularını bırakmak istemedi. Tanrılar ne yapacaklarını şaşırıp, İndra’yı geri döndürmek için bütün domuzuları öldürmeye başladılar. Bütün domuzlar öldüğü zaman, İndra ağlamaya ve yas tutmaya başladı. O zaman Tanrılar o’nun domuz bedenini yırtıp açtılar ve İndra dışarı çıktı. Ne kadar kötü bir rüya gördüğünü, Tanrılar’ın kralı olan kendisinin, bir domuz olduğunu ve bir domuz gibi yaşamanın tek yaşam şekli olduğunu kabul ettiğini anladığı zaman, gülmeye başladı. Hatta o dönemde, bütün evrenin kendisinin ki gibi bir domuz yaşamı sürmesini dilediğini hatırladı…Göğe döndüğü zaman İndra başından geçen bu serüvene çok güldü ama domuzların balçığı neden sevdiğini hiç bir zaman anlayamadı….

 

Atman da kendisini doğa ile özdeştirdiği zaman, saf ve sonsuz olduğunu unutur. Atman sevmez, çünkü o sevginin kendisidir. Atman var olmaz, çünkü o varlığın kendisidir. Atman bilmez çünkü, bilginin kendisidir. Atman’ın sevdiğini, varolduğunu veya bildiğini söylemek yanlıştır. Sevgi, var olmak ve bilgi Atman’ın nitelikleri değil, özüdür. Onlar bir şeyin üzerine yansıdıkları zaman, onlara ‘ o şeyin nitelikleri ‘ adını verebilirsiniz.  Ancak kendi ihtişamı içinde oturan, doğumu veya ölümü olmayan sonsuz  Atman’ın nitelikleri yoktur, çünkü tüm oluşumlar O’nun özüdür.

 

Shankara Felsefesi’nin Esası

 

‘Gerçek; Mutlak varlık, bilgi ve mutluluk olan Brahman’dır. Kainat gerçek değildir. Brahman ve Atman (insanın manevi benliği) , birdir’ Shankara, felsefesini bu kelimelerle özetliyor.

 

Shankara, ‘Gerçek’ olarak sadece değişmeyeni ve yok olmayanı kabul ediyor. Şayet varlığı geçici ise, ne herhangi bir obje (nesne) ne de herhangi bir çeşit bilgi gerçek olamaz. Mutlak gerçek daimi varlığı , mevcudiyeti ifade eder. Eğer uyanık durumlarla, rüya görme esnasındaki muhtelif tecrübeleri düşünürsek, rüya görme esnasındaki tecrübelerin uyanık durumdaki tecrübeler tarfından ve uyanık durumdaki tecrübelerin rüya görme durumundaki tecrübeler tarafından tekzip edildiklerini keşfederiz. Her iki tecrübede rüyasız uykuda yok olur. Başka bir deyimle, zahiri veya deruni her bilgi mevzuu değişikliğe hedeftir ve bu sebepten Shankara’nın tabiri ile ‘gerçek değildir.’Sahankara, dünyanın sadece varlığı bizim idrakimize dayandığından dolayı gerçek olmadığını söylemiyor. O’na göre dünya hem vardır, hem yoktur. O’nun gerçek olmadığı, aydınlanmış bir ruh, en yüksek mistiki tecrübeye ulaştığı zaman anlaşılabilir. Aydınlanmış bir ruh, deneyüstü (transcendental) şuurluluğa ulaştığı zaman, Benliği (Atman), saf mutluluk, saf akıl ve ikincisi olmayan Bir olarak idrak eder. Bu şuurluluk durumunda her çokluk anlayışı her çokluk anlayışı kaybolur, artık benim ve senin duyguları yoktur. O zaman benlik, bu dünya görüntüsünün temeli, Bir, Gerçek, Brahman olarak mümtaz olur. Advaita Vedanta, düşünce ve madde dünyasının en yüksek gerçeğini red eder. Zihin ve madde, sonlu objeler ve benzerleri, Brahman’ın yanlış bir tefsiridirler, Shankara’nın öğrettiği şey budur.Tıpkı bir çamur çanağın veya vazonun, çamurdan başka, bir şey olmadığının anlaşılması gibi , esasen Brahman olan, Brahman’dan doğmuş olan bu kainatın sadece Brahman olduğunu anla, Brahman’dan başka hiçbir şey yoktur. İslam Alemi Tasavvuf Düşüncesi ile bütünsellik fikrine ulaşırken, Doğu Düşüncesi buna Yoga yoluyla yaklaşmaktadır. Yoga’nın anlamı, Atman’ı (Gerçeği) Atman Olmayan’dan (Görüntüden) ayırma demektir ve Yoga, zihnin faaliyetlerini kontrol altına alarak, kişisel benliği evrensel benlikle birleştirme yöntemidir. Hint Felsefesi’nin Atman ve Brahman’a nasıl geldiğini anlamak için Upanişadlar ‘ı da anlamak gerek.

Hindu tanrısı Shiva'nın, ateşten halesi evrenin ritmini simgeliyor. Bu ateş Hindu'ların aydınlık simgesi olan nilüfer çiçeği kaidesinden kaynaklanmakta. Shiva bu dansı, cehaleti simgeleyen yaratığın üzerine basarak yapıyor.