MAJI 15 – Nisan 2010

 

Gün Ağarırken Dans

Yazı: Ulaş Gülyurt

Bizi yiyip bitiren, beynimizi kemiren düşünce, neden varolduğumuz ise bunu anlamının yolu da evrenin nasıl var olduğunun anlaşılmasıdır.       Evrenin nasıl “bu şekilde” var olduğunu bize anlatan teorilerden biri entropi teorisidir. Entropi, en yalın halde, düzensizlik ölçüsüdür. Herhangi bir şekilde deneylediğimiz veya hesapladığımız bir sistemin, “ne kadar” düzensiz olduğunu söyler. Biz de anlatılanlardan, sistemin enerjisi, dalga fonksiyonu yani kimliği hakkındaki bilgilere ulaşırız. Eğer bir sistem tamamı ile düzenli ise entropisi sıfır olabilir.  Ama entropinin bir de acımasız yönü vardır. Entropi, enerji gibi korunan bir özellik değildir, sürekli olarak artar.... ne yaparsanız yapın bunu engelleyemezsiniz. Pazar sabahı evi toplamaya çalıştığınızı düşünün; her ne kadar da işiniz bittiğinde siz evi topladığınızı görseniz de, o kadar çok enerji harcamışsınızdır ki sonuçta entropi, her zaman olduğu gibi, artmıştır. Bu noktada, entropinin enerjiyle olan ilişkisine göz atalım. Teori der ki; herhangi bir sistem “minumum enerji, maksimum düzensizlik” halinde bulunmak ister. O halde sırada “minumum enerji” kavramı var... Aşağıdaki şekil tek bir atomun enerji düzeylerini temsil ediyor. Şekli  bir apartmana, elektronu da katlarda oturan kiracıya benzetebiliriz. Her bir çizginin bir katı temsil ettiğini kabul edelim. Minumum enerji diyor ki; kiracı daima olası en alt katta oturmak isteyecektir. Çünkü kat sayısı arttıkça enerji değeri büyümektedir. Üst katlarda oturmak için yüksek enerji bedelleri ödenmelidir. Bu da kiracının yüksek enerji değerine sahip olması anlamına gelir. Eğer zemin kat doluysa birinci kat, o da  doluysa ikinci kat, o da doluysa... gibi en düşük enerji bedeli bir elektronun aradığı şeydir. Çünkü aparmanımızda küçücük bir problem var; tüm katlar birbirinin eşdeğer görünümünde. Yani dairenize giderken bir anlık bir dalgınlık yaşarsanız, dairenizi karıştırabilirsiniz. Ve, evde olmadığınızı anlamanız “biraz” zaman alacaktır. Kısa bir müddet, komşunuzun dairesinde, kendi evinizdeymişcesine yaşarsınız. Daha sonra “nerde” olduğunuzu farkettiğinizde ise, utanarak , hızla kendi dairenize dönersiniz.

 

Birazcık daha bilimsel bir söylem olarak; bir elektron, bir dış uyarılmayla enerji yüklenirse ve bu enerji “belirli bir değere” karşılık geliyorsa, elektron uyarılarak, üst enerji bantlarına sıçrar. “Kısa bir müddet sonra” enerjisinden ışıyarak kurtulur ve eski enerji bandına döner. Entropi teorisi bizim için ortaya 2 anahtar kelime atar; “minumum enerji” ve “uyarılma”. Bize anlatmak istedikleri şey ise tam anlamıyla her gün defalarca karşılaştığımız, bazen de günlerce süren “gergin” anlarımız...Gün içinde bir şekilde “uyarıldığınızı” düşünün. (Çevremizdeki hemen herşey değişik formlardaki enerji paketleridir; küfür etmek, ağlamak, sevişmek....) Bunun anlamı alacağınız kararların artık “her zamanki” formda olmayacağıdır. Yüklüyüzdür ve üzerimizdeki yükün de farkına varmak “her babayiğidin” harcı değildir. Bu arada hayat devam eder; iletişim kurmaya, yaratmaya, korumaya, öğretmeye devam ederiz biz de. Ancak sonuçlar, istediğimiz gibi olmamaya veya her zamankinden daha zor elde edilmeye başlar.

 

Hayatın içinden kendimizi dış uyarılara karşı izole edemeyeceğimize göre uyarılmanın ne olduğunu öğrenmeye çalışmak, hayatla ilgili nasıl, neden sorularının cevapları için, önbasamaklar olmalıdır.Uyarılmayı farkedebilmek için , uyarılmamış hali tanımlamak gerekir. Atom için yüksek enerji bantları, sıfırıncı yani taban enerji durumuna göre adlandırılır. Bizim için ise, ortak bilincin varlığını hissetmek, taban durumunuzu temsil eder. Eğer evrenin tabanındaki bilinci hissedebilirsek, gün içinde “farkındalık” yaşarız.Pek çok “ulu” insan bu durumu farklı şekillerde ifade etmiştir. Ortak yan ise bir metod kullanmaktır. Kimi buna namaz, dua kimi ise meditasyon, yoga der. Doğduğumuz an’da mutlak huzurla dünyaya geliriz. Zaman geçtikçe kendi yarattığımız kakafoni içine gömülürüz. Can sıkıcı olan ise, katlar birbirine benzediği için, ayırt edemememiz. Kulağımızı çizen notalar var, hissediyoruz ama hangileri “farkına” varamıyoruz. Duymayı beceremediğimiz, yanlış anladığımız melodiler, evrenin içinde var olan, “tek” senfoninin bölümleridir.

“Özgürlüğe doğru bir milim olsun ilerleyebilmek istiyorsak, dünya vizyonumuzu ters yüz etmemiz gerekir. Bu muazzam bir çaba  alacaktır. Buna rağmen, daha büyük  bir mutluluk yoktur. Benliğinin sonsuzluğunda fethedeceğin bu bir milim, olaylar dünyasındaki okyanusları yutabilir.

 

dreamer