MAJI 06 – Ağustos 2008

 

Göklerdekiler

 

Bir çok farklı açıdan göklerdeki yaşam konusuyla ilgili bugüne kadar çok araştırmalar yapılmıştır. MAJI olarak tarihsel açıdan bu konuyu incelemeyi uygun bulduk. Hemde kendi tarihimizden başlayarak. Evrenin büyüklüğü karşısında, küçücük bir nokta bile değilken bizim anladığımız anlamda olmasa bile farklı yaşam formlarının varlığı, bizi yaşamsal anlamda insan türü olarak bencil düşünmekten uzak tutmalıdır. Uzay-Zaman ilişkisi içinde, kendi yıldız sistemimizdeki farklı bir gezegende bile, bizim şu an kurguladığımız ve psikolojik olarak uyum sağladığımız zaman kavramı değişmektedir. Buna bağlı olarak, yaşam şartlarının oluşması farklı zaman ve mekan içinde varoluşun yeni tanımlamaları yapılması gereklidir. İşte bu tanımlamalara ışık tutması amacıyla kendi tarihimizden ilginç notları bu sayımızda ve bundan sonraki sayılarımızda vurgulamak istedik.

 

Gök katları ve Türkler´de tek Tanrı inancı Türkler´e göre en yukarıda gök onun altında Kağan yani Hakan onun altında insanlar insanların altında da yer vardı. Bu dört kat birbirlerinin üzerinde değildiler aralarında mesafe bulunuyordu. Bu inanç gök dinidir ve MÖ 10 Yüzyıl´dan sonra Çin´deki Chuo Sülalesi´nde de görülür. Aynı gök katları inancına Göktürkler´de de rastlanır.  Göktürk yazıtlarına göre Tanrı Türk milleti varolsun diye İlteriş Kağan´la eşini tepelerinden tutup "Yukarı"ya götürmüştür. Eski Türkler gökle yer arasında sürekli bir savaşa inanmazlar ikisini bir bütün olarak görürlerdi. Göğün Tanrısal yerin Şeytani olduğu inancı Türk inançlarına sonradan Şamanizm dönemlerinde girmiştir. Çok sonralarda yaşayan Cengiz Han bile Camuka ve Toğrıl Han´a; "Gök ve yerin yardımıyla kuvvetim arttı..." der.  Bir Altay masalında iki silahşörden birisi ötekine; "Ne göğe ne de yere dua et yararı yok..." der. Daha birçok örnek verilebilir; özetle Türk Dini´nde gök iyi ruhların yer de kötü ruhların barındıkları birer yer değildir yani evren bir bütündür.

 

Astroloji ve Türk Mitleri Küçük Ayı Takımyıldızı bir arabayı çeken iki kısrak olarak Büyük Ayı Takımyıldızı ise yedi kurt olarak tanımlanıyor ve birer burç olarak yorumlanıyordu. Türk Mitlerine göre yedi kurt durmaksızın Küçük Ayı´nın iki kısrağını kovalıyorlar ama bir türlü yakalayamıyorlardı. Yakaladıkları anda gök ve yer karışacak kıyamet kopacaktı. Türk Mitolojisi´nde burçların yer almaması bu nedenledir. Güney Sibirya´daki Minusinsk´de derlenen Türk masallarında şöyle bir anlatım vardır; "Oğlanın bindiği kısrak göğe uçar ve Han yedi kurduna kısrağı kovalamak için emir verir." Bir diğerinde ise kısrağı yakalamak için 12 kurda emir verilir. Bunları astronomik ve astrolojik simgelerdir. Saratan yani Yengeç Burcu yaz başı yani Haziran ayına raslar Türk mitlerine göre bu dönemde ısınan güneş ısısı ile toprağı ve suyu pişirmiş ve bu şekilde de Türkleriin erkek atası olan Ay Ata türemişti. Klasik Astroloji´de Yengeç Burcu´nun Ay ile yakın ilişkisi vardır. Ağustos ayının ikinci yarısında ise Sümbüle yani Başak Burcu başlar güneş yine sıcaktır ama ısısı artık azalmaktadır. Serinlikle beraber Türkler´in Kadın Atalar´ı türediler. Yani erkek ısınan güneşle kadında soğuyan güneşle oluştular erkekle kadının mizaçları güneş ısısının durumuna göre değişir. Eski Türkler dünyanın eskiden çok daha hızlı döndüğünü ve bu yüzden de havaların çok daha sıcak olduğuna inanırlardı (Sibirya Vogul Miti). Astroloji´nin dört ama elementi (Ateş-Hava-Toprak-Su) Altay ve Sibirya mitlerinde pek görülmez ilk kez Uygur döneminde tahminen İran etkisiyle ortaya çıkmıştır. Karahanlılar dört elementi gökteki burçlar gibi üçerden onikiye ayırmışlardı; "Üçü ateş üçü su üçü oldu yel üçü oldu toprak dünya oldu il." Türk mitlerinde astroloji birçok kültün aksine geri plandadır. Bunun nedeni güneşe ve aya öncelik verilmesidir.

 

Oğuz Destanı ve Dünya dışı yaşam fenomenleri "Oğuz Kağan bir yerde Tanrıya yalvarırken birden karanlık bastı bir ışık düştü gökten! Öyle bir ışık indi parlaktı aydan ve güneşten! Oğuz Kağan yürüdü ışığın yakınına ortasında bir kızın oturduğunu gördü! Bir ben vardı başında ateş gibi ışığı çok güzel bir kızdı bu sanki Kutup Yıldızı!... Oğuz kızı görünce aklı gitti beyninden kıza vuruldu birden sevdi kızı gönlünden kızla gerdeğe girdi aldı dilediğinden..." (Oğuz Destanı: 35-41)"Oğuz yolda giderken ağzında kaldı eli çok büyük bir ev gördü gümüşten pencereli duvarları altından. çatışı demirdendi anahtarı yoktu kapalıydı kapısı..." (Oğuz Destanı: 127-128)"Çok karanlık bir geceydi birden parlak ay çıktı çok karanlık bir gündü. birden bir güneş çıktı..."

 

(Manas Destanı; Manas´ın ölüp dirilmesi)

Yeni İmgelem

 

Ayaklarım gözümün gördüğü yere giderken, Ellerim başka bir rüyayı şarj ediyor beynime...

Bu gün burada varoluşum, İsteklerimin ve arzularımın ötesinde, Arayışımın tünellerindeki küçük kafaların gözlerindeki boşlukta gizli...

 

Olmadığım bir zamandaki Şimdiyi yazıyorum.

 

omagi