MAJI 13 – Aralık 2009

 

Full Power Hindustan

Aslı Alpert

İN-DİA fantazma, Bombay ya da Mumbai ;     16. yüzyıl'da Portekizliler buraya "iyi körfez’’ anlamına gelen 'Bom Bahia’ ismini vermiş. Bu isim daha sonra İngilizceleştirilerek "Bombay" olmuş.1995 yılında bu isim Hint tanrıçası Mumba'dan türemiş "Mumbai" olarak değiştirilmiş. Bombay ismi halen birçok insan tarafından kullanılıyor. Burası gerçekten İstanbul havasında bir yer gibi gözüktü gözüme, hareket durumu açısından, hava alanından çıkıp bir nem bulutuna giriş. Sıcağı ve saatler süren ulaşım manyaklığını bir süreliğine erteliyoruz ; hava alanı kenarında oturup ne yapacağımıza karar verip bir araçla tren istasyonuna gidip orada takılalım fikri cazip gelir..bu arada açız, her yerde yiyecek tezgahları var, kendimize samosa´yı (sebzeli börek desek de olur, tavsiye edilir) yakın hissettik, bugünden itibaren bayağı samosa yer olacağız.

 

Tabi ki kafamızda başka arkadaslarımızın tecrübelerinden yerleşmiş fikirler var Hindistan hakkında; Hırsızlıktı, pislikti, kokuşmuşluktu ve herkezin sizi dolandıracagı durumlar gibi...bu durum 4 ay boyunca hiç gerçekleşmedi denebilir. Bu birazda sizin dolandırılma katsayınızla doğru orantılı sanırım ehehhehehhe...Arkadaşlar; belki farkında değilsiniz ama biz bunun içine doğduk. (DZA ‘nın şahane bir parçası var  'we born into this') (www.myspace.com/thezaa). olağan pislik ve çarpık hayat formları bence yadırganmaması gereken durumlar,bu durumlarıyla şahaneler, onlar olmasa hayat dengi olmayan ile izdivaç haline gelirdi.. Bu arada biz 5 kişilik bir grubuz. Tabii TC’ de aldığımız eğitim sayesinde taksiydi, rickshaw’du ( http://en.wikipedia.org/wiki/Rickshaw )   herhangi bir motorlu araca binilmesi gerektiğinde, daha çok kişi binme, buna sürücüyü ikna etme yönlerimiz gelişmiş olduğunu gördük.. bir araya geldiğimiz bir çok avrupalı bu konuda eğitimsiz kalmış, halleri fena oluyor..mesela TC de, Hindistan’a gitmeden aşı olma projemiz vardı, orada hasta olmayalım diye. Ama Antalya’da hastaneye gittiğimizde bu aşıların gereksiz olduğunu söylediler.  Bize, ‘’Eğer TC’ nin doğusuna (Kars diyelim…) gitseniz aşı mı olacaksınız?’’ sorusunu yönelttiklerinde de, biz zaten mezun olmuşuz dedik.

 

Ne şahane bir araba olan siyah Morris  taksi alıp tren istasyonuna gidiyoruz. Şehrin ışıkları, trafik akışı organik bir neşe kaynağı oluyor içimize, suratlara gülme hakim ..her an sırıtan, cam kenarında sıkışmış, yarı içerde yarı dışarda bagaja sığmayan cantalar üzerimizde 45 dakka öylece gittik, Banyan ağaçları  (http://en.wikipedia.org/wiki/Banyan_tree)   altında insanlar hepsi birer tapın-takıl mekanı. Çaycı olmazsa olmaz. Bu ağaçlar çevresinde fantastik mimariler kenarında çadır, yerde örtü üstü uyuyan insan yığınları, akıyoruz trafikte... bombay traffic... işte bu şehir gitmek istedigim şehirlerden biriydi .. tren istasyonuna çöktük; bilet kuyruğu ve eşya olarak ikiye ayrıldık, fakat bize satılacak bilet yoktu. Turistlere 'general class' bilet satmıyorlar gibi bir durum oluştu, diğer klasmanlarda da bilet kalmamıştı sanki. Varanasi’ye (eski adı Benares - http://en.wikipedia.org/wiki/Varanasi ) gitmek istiyoruz. Dünyanın varolan en eski şehrinden biri. Bu, en azından 25 saat tren yolculuğu demek ve halen uyumuş değiliz. Tren bileti yok ama biz yine de trene binmeye kararlıyız. İstasyon Hint halkıyla dolu, yerlere serdikleri örtüler üzerinde piknik modunda orta bölümde trenini beklemekteler, saatler öncesinden buraya geldikleri belli, bir kısmı çoktan uyumuş. Gece saat 01:00 falan herhalde. İstasyondan dışarıya çıktık, eşyalar cok ağır; 10 kg Türk kahvesi, 5 kg küp şeker, bilumum bakır kapkacak var yanımızda. Rotamızda Nepal’deki 'mountain madness' (http://mountainmadnessnepal.com/) festivali var çünkü. Orada Türk Kahvesi standı yapacağız, DJ arkadaşlarımız da var yanımızda onlar çalacaklar bu festivalde. İçeri geri dönüp çantaları emanete vermeye çalıştık, adamlar kilit olmadan çantaları almıyorlar. Kilit alabileceğimiz bir yer yok. Genelde Hindistan’da dükkanlar hava kararınca kapanıyor.Misafirperver Hintli arkadaşların yardımıyla yalandan bir takım kilitler uydurup çantaları usulünce bağladık. Prosedür önemli sanki Hindistan’da. gereksiz bi kağıt doldurma durumu da var ama kalabalık halkın başka çaresi yok sanki. Hintli kardeşlerimizle dertleştikçe bize onların  vagonunda kalabilecegimizi söylediler bizde gönül rahatlığıyla gar önü insanlarıyla meydan kenarında çay içip zaman geçirmeye devam ettik. Gezi, gözlem, inceleme, duyargalar fullpower çalışmakta tek kelimeyle uyarılmış durumdayız bızzzt bızzzzt..küçük çay standları aslında herşeyi satıyor çay, su, meyva suyu, pan*...

 

*(Hint halkı sigara içmek yerine pan denilen tütünü çiğniyor. Heryerin kırmızı tükürüklerle kaplı olması bu yüzden).

 (http://en.wikipedia.org/wiki/Paan)

 

 Tren şaşırtıcı bir şekilde, tam saatinde gara yaklaştı. Uzunca bir tren. Biletimiz olmayan trene insanlarla yürüdük, sağ tarafta yaşam belirtisi olan bir ateş, çöp yığınları, orada barınan insanlar, vejetaryan köpekler ve kargalar var. Tren istasyonunda sigara içilmiyor ama bu ateş yakılan bölgede dilencilerle içebilirsiniz nihahahhah...Misafirperver Hintli arkadaşlar biz onları bulmadan bizi buldular, e biraz daha kolay seçilir durumdayız kalabalıkta(!), vagonlarında 9 yatak var bu yataklara aynı zamanda da oturabiliyorsun. Şahane bir system, aslında çizerek anlatsaydım size keşke, neyse gidince görürsünüz bir gün. Biz trene girerken ne olur ne olmaz diye takılacağımız alanı belirlemiştik. Trende oturabilmek için boş tek yer single koltuklu WC yanı-vagon arası bir bölüm..çantaları yığdık bizde yanlarına yığıldık, yorulmuşuz.. .        Tren kalkar.. tıka basa dolu ve elbette bir bayrama denk gelmişiz, Hindistanda 350 üzerinde tanrı var ve herbirinin kutsal günü farklı... hep beraber  vagonda takılamayacağımız için hepimiz WC önünde gelen geçeni izliyoruz onlar da bizi izliyorlar.. satıcılar geçer durur üzerimizden bilumum kına, börek, içecek satar gece boyunca her durakta inip binerler trene . Birimiz uyur diğerimiz uyumaz durumda geçiririz saatleri. Bu arada bizim gece boyunca bu şekilde uyumaya calıştıgımızı gören Hintliler bize yer verdiler. vagona geçtik. Beş kişi değişmeli olarak iki yatakta uyuduk, her gözümü açtığımda karşımda bana bakan gözler... sabah kondüktörü gördük, onunla hummalı konuşmalar sonucunda bilet ayarlayıp, kendimize yer edindik.     Yol boyunca ; her su kenarında yıkanan, puja yapan (http://en.wikipedia.org/wiki/Puja_%28Hinduism%29) Hintlilerle dolmuş, rengarenk çamaşırlarını yıkayıp sermişler bile, köprü altlarına, dere kenarlarına. Uçsuz bucaksız buğday tarlaları arasında  kadınlar çalışıyor, sabah erken. Tuvaletlerini yapmak için tren yolu kenarını seçmişler, gazetesini kolunun altına almış hop pantolon dizde. İnen binenle muhabbet ediyoruz.

 

Satıcılar,Babalar(http://en.wikipedia.org/wiki/Baba_%28honorific%29) şarkılar, türküler. Yaşlı bir Baba geldi yanımıza belli ki birşeyler istiyor bizden, bizde ne varsa yanımızda yiyecek, içecek hepsini paylaştık hatta yanımızda Baileys vardı bir şişe ama içki içmediklerini düşündüğümüz için vermek istemedik ama verene kadar gitmedi yanımızdan, dedik ‘’bak baba alkol bu !.. sen baba olmak filan’’ dinlemedi. Okey baba al sana Baileys, oooo buna bayıldı. İneceği istasyona kadar hayır duasını aldık, mantralarını, (http://en.wikipedia.org/wiki/Mantra) şarkılarını dinledik. Binbir ses binbir surat, binbir renk, binbir koku dolu Hindistan trenleri. Çocuklar takılıyor bize, bir süre beraber seyahat ediyoruz onlar iniyorlar ama biz hep trendeyiz.

Tibet’in tantrik mistikleri düşüncelerin ‘maddesine’ tsal adını vermekte ve her zihinsel eylemin bir gizemli enerjinin dalgalarını üretmekte olduğunu ileri sürmektedirler. Onlar, tüm evrenin zihnin bir ürünü olduğuna ve tüm varlıkların kollektif tsal’ları tarafından yaratılıp, canlandırıldığına inanmaktadırlar. İnsanların çoğu bu güce sahip olduğunu bilmemektedir, diyor Tantristler, çünkü sıradan insan zihni, “büyük okyanus tan ayrılmış ufak bir gölcük gibidir.”