MAJİ 10 – Ağustos 2009

 

dj Sona Shine – Röportaj

 

MAJI: Öncelikle Maji olarak bizimle röportaj yapmayı kabul ettiğiniz için teşekkürler :) Elektronik müzikle 2001 yılından bu yana ilgilendiğinizi, açık Radyo’da yaptığınız “Altribe” ve “Mutlucanlar Tekno Çiftliği” adlı elektronik müzik programları ile müziğe adım atışınızdan yıllar sonra ülkemizde yapılan 2006 Soulclipse (Güneş tutulması uluslararası psychedelic trance festivali ) ile bu müzik türüne ve kültürüne yöneldiğinizi gözlemledik. Bu sürecin nasıl geliştiğini bizimle paylaşır mısınız?

 

Sona Shine: Öncelikle asıl ben teşekkür ederim, bana bu soruları yönelttiğiniz için çok gururlandım. Benim için bu süreç aslında daha 14-15 yaşlarımdayken belli kavramlar etrafında karışık kasetler hazırlamakla başladı. Jack Kerouac’ın On the Road kitabından, ya da Allen Ginsberg’in Sun Flower Sutra şiirinden esinlenip birer karışık kaset kaydetmek gibi yani. Herzaman çok açgözlü bir müzik dinleyicisi oldum ve her tür müziği araştırma, dinleme hevesim oldu. Üniversitedeyken önce Aphex Twin, Prodigy falan derken kendimi elektronik dans müziğinin göbeğinde buldum. Bu sıralarda Goatrance de karşıma çıktı. Burada takip edilecek birşeyler olduğunu hissettim ve de araştırmaya başladım. Halen Goa’da dj’lik yapmakta olan Murat Lahur da Altribe adlı radyo programıma konuk olarak beni de dinleyicileri de bilgilendirmişti.  2001 yılıydı sanırım ve Türkiye’de Psy/Goa sahnesinin temelleri zaten bu yıllarda özellikle de Ankara merkezinde atılmaya başlamıştı. Benim  dj’liğe electro ve house ile başladıktan uzun zaman sonra bu çembere geri dönmem Soulclipse ile gerçekleşti. Burada en sevdiğim şeylerin “psy festival” denen bir yaşam tarzında birleştiğini gördüm: açık hava, kampçılık, doğa sporları, elektronik müzik, dans ve gezegene duyarlı, anlamlı bir bakış. Çayırda tepinirken “evet, ben psy çalmalıyım” diye düşündüğümü hatırlıyorum. Dönüşte sevgili Virtualien arşivini benle paylaştı ve gerisi de kendiliğinden geldi zaten.

 

MAJI : Bildiğimiz kadarıyla, bu müzik ve beraberindeki kültürün takipçisi olarak birçok farklı ülkeye gidiyor ve organizasyonlarda bulunuyorsunuz. Gittiğiniz yerlerdeki bu müziğin insanlar tarafından algılanışı nasıl? Bunu ülkemizle kıyasladığımızda sizce ne gibi sonuçlar ortaya çıkmaktadır?

 

Sona Shine: Daha kalabalık kitleler olduğu için yaşanan coşku da elbette daha büyük oluyor . Ayrıca psytrance’in yaşam kültürü diyebileceğimiz şey aktif olarak yaşanıyor. Henüz Türkiye’de bunları pek yaşıyamıyoruz gibi geliyor bana. Bir yandan da kalabalıklaşmaya alerjimiz var herkes gelsin istemiyoruz değil mi? Yani bizim işimiz biraz zor. Sonuçta bir kültürün oluşup yerleşmesi zaman alır. Daha özenli, işin görsel yanına, dekora, chill out’a, eğilen bir yaklaşıma ihtiyacımız var diye düşünüyorum. Ben psytrance’in dünyanın çeşitli ülkelerinden insanları belli bir dünya görüşü ve varoluş coşkusu ile biraraya getirdiğine inanıyorum. Hükümetlerin ayırdığı halklar aynı danspistinde buluşup barışı kanıtlıyorlar. Çevreye duyarlı, barışçıl, eşitlikçi, sorgulayan, doğadan yana bir kozmik vatandaşlık hissiyatı diyelim. Hepimizin büyük bir bütünün parçaları olduğumuz duygusu üzerine kurulu bir bakış bu. Ve sadece hedonist, eğlenelim kopalım gibi bir yaklaşım da değil. Yani yaşam kültürünü om’lu shiva’lı tişört giyip forumlarda “booom!” diye imza atmaktan, altı boş bir “peace” söyleminden ileri götürmek gerekiyor. Ama daha da önemli bir şey var ki o da müzik… Nepal gibi çok fakir bir üçüncü dünya ülkesinde ya da Tayland’da bir dağın başında bile düzgün çalışan bir ekipman vardır. Ne de olsa müzik çalıyoruz, bizi bir araya getiren şey müzik. Ama her ne hikmetse bizde böyle bir öncelik yok, yapılan partilerin ne yazık ki yüzde 70’inde ya dj ekipmanı ya da ses sistemi sorunludur ve insanlar güzel müzik dinletmek için çeşitli taklalar atmak zorunda kalırlar. Bu da demek ki önceliklerin değişmesi, iyi ses sistemlerinin, işine özen gösteren, kaliteli müziği adam gibi çalan djlerin çoğalması gerekiyor. Yani müzik önce gelmeli, sanırım en büyük sorun bu gibi görünüyor.

 

MAJI: Peki, bu ülkeler arasında size hem müzikal hem de kültürel olarak en farklı gelen ve daha önce hissetmediğiniz duygu ve düşünceler yaşatan yer neresi?

 

Sona Shine: O şahane duygu ve düşünceleri bana yaşatan yer burası oldu aslında. Sandras’ta ya da 20-30 kişi ile bir koyda jeneratörün kayıkta taşındığını, insanların birbirlerine yemek yaptıklarını, biraların ilkçağlardan kalma yöntemlerle soğutulduğunu görmek, kimsenin bir çıkar beklemeden bir güzelliği el birliğiyle yaratması, ve insanın bunu sevdiği, güvendiği arkadaşlarıyla paylaşması kadar güzel bir duygu olabileceğini sanmıyorum.  Ama güney Hindistan’da normalde kaplan koruma alanı olan bir ormanda yapılan Rumble In the Jungle partisini unutmam mümkün değil. Ayrıca partiyi 20 yaşlarında Belkçikalı bir kızın organize ettiğine de inananamıştım. Yani bazen vur kaç taktiğiyle sert ve kirli ama unutulmaz partiler de yapılabiliyor.

 

MAJI: Biraz da ülkemizdeki psy gelişimden bahseder misiniz?

 

Sona Shine: Aslına bakılırsa Anadolu’da ilk trans-dans deneyimi muhtemelen M.Ö. 6500 civarında Çatalhöyük’te yaşanmış. O yıllarda turna dansçıları turna kuşunu andıran kostümler giyip gün batımından gün doğumuna dansederlermiş. Zaten mitolojik olarak ana tanrıça kültünden Mevlevilere, Alevi semahlarından akıl hastalarının müzikle tedavi edilmesine bizim psytrance’i oluşturan öze çok yakın bir tarihi, müzikal ve kültürel altyapımız var. Ama ilk soruda da sözünü ettiğim gibi Türkiye’de bu işin tohumlarının atılması 90’lara uzanıyor. Kodomo’nun 2006 yılında Trancers Guide to The Galaxy’de yayınlanan makalesinde anlattığı üzere önce 90’larda ev partileri başlamış, 2001 yılında gerçekleştirilen LOVE adlı açıkhava partisi de bir sıçrama noktası olmuş. Bugün bu müzikle eğlenenlerin teşekkür etmesi gereken birtakım insanlar vaktiyle bu girişimlerde bulunmuşlar. Bu nedenle de bugün parti yapan kişilerin 3 günlük, maksimum 200 kişinin geleceği bir etkinliği “festival” diye tanıtmaları, ya da “Türkiye’nin en iyi psytrance partisi”, veya “Türkiye’nin İlk Psytrance gathering’i” gibi isimlerle lanse etmelerini fena halde yadırgıyorum. Türkiye’de neyin ilk olduğunu 90’larda bu işin öncülüğünü yapanlara, neyin en iyi olduğunu da dinleyicilere sormak gerekir. Festival nedir, free parti nedir bu gibi ayrımları da özümsemiş değiliz ve bence bunun sebebi hazır giyimcilik meselesi. Yani araştırmadan, etmeden, özümsemeden dışarıdan alınmış hazır birşeyi üstüne giymek. Ama alışmadık popoda don durmuyor. Altyapı eksik, eğitim şart, devlet bize yardımcı olsun artık ne diyeyim : )

 

MAJI: Yine bildiğimiz kadarıyla Araf-Records oluşumunun içindesiniz. Bize bunun hakkında bilgi verebilir misiniz?

 

Sona Shine: A’raf Records sevgili M.U.T.E., Virtualien, Woodpecker ve benden oluşuyor. Buraya bakıldığında hepimizin psytrance başlığı altında farklı türlerde müzik çaldığımız ortada ama belli bir bakışaçısını paylaşıyoruz. Psytrance özü itibarıyla bir ritüeldir ve bu ritüel ancak uygun şartlar biraraya geldiğinde gerçekten deneyimlenebilir. Biz müziğin kendisi kadar performans biçiminin de kalitesini ön planda tutuyoruz. Temel amacımız kaliteli müzikleri keşfederek dinleyicilere doğru bir şekilde sunmak. Çünkü bu müziğin kendisine, ardındaki kültüre, müziği üretenlere ve dinleyenlere saygı duyuyoruz.

 

Bugün psytrance çalan djlerin sayısı gitgide artıyor bu çok sevindirici ama müzikalite anlamında aynı artışı ne yazık ki göremiyoruz. Artistik hareketler yaparım, sevdiğim parçaları da arka arkaya çalarım diye bu iş olmuyor maalesef. Zaman ve emek gerektiriyor. Sadece psytrance dinleyen iyi bir psy dj’i olabileceğine de çok inanmıyorum doğrusu. Yabancı dj ve prodüktörlere baktığınızda birçok müzik türünü özümsemiş, beslenmiş belli bir altyapıya sahip kişiler olduklarını görürsünüz. Bugün bir parti yapmak isterseniz müzik çalacak çok insan vardır, ne yazık ki orada müzik çalınıyor olması bunun bir parti, her müzik çalanın da dj olduğu anlamına gelmez. Belki insanlar bunu geçici bir hevesin ötesine taşıyıp kendilerini geliştirirlerse ileride hem daha iyi müzik dinleriz, hem de organizatörler de djlere daha çok saygı duyabilirler. Açıkça söyleyeyim, A’raf Records djleri olarak free partiler haricinde bilet kesilen hiçbir organizasyonda ücretsiz çalmıyoruz. Ortada bir emek varsa bunun bir karşılığı olmalı. Aksi takdirde kaç partiye yetişebilirsiniz, zaten bu aritmetik ve zamansal olarak da mümkün değil. Tanımadığımız insanların adını sanını söyleme gereği bile duymadan facebooktan mesaj atıp “meraba, işte şu zaman, şurada parti var hadi gelin çalın, boomm!” demesini gerçekten anlamıyorum. Bir saniye arkadaşım sen kimsin, orası neresi, koşullar nedir? Bu işler biraz daha ciddi ve özenli bir emekle yapılabilir diye düşünüyorum.

 

MAJI: Müzikal olarak son zamanlarda ne gibi projeler üzerinde çalışmaktasınız?

 

Sona Shine: Son zamanlarda bir proje yok diyebilirim. Şu sıralar evde çalışıyorum ve bir yandan da bolca müzik dinliyorum. Etrafta neler olup bittiğini,  yaşadığımız şu çalkantılı dönemde psy partilerin nereye doğru gittiğini anlamaya çalışıyorum. Müzikal anlamda son zamanlarda gene night-twilight ağırlıklı müziklerin yanısıra daha spooky orman soundlarına da merak sardım. Yani dark hissiyatı olup daha sakin ve yumuşak, ama dark müziğin twisted ve spooky elementlerini barındıran müzikler. Bir de şunları Türkçe anlatabilsem iyi olurdu tabii ancak doğru kelimeleri maalesef bulamadım.

 

MAJI: Kültür, Müzik ve Organizasyonlar açısından ülkemizdeki eksiklikler nelerdir? Ve bunlar sizce hangi yaklaşım ve çalışmalarla giderilebilir?

 

Sona Shine: Aslında buraya kadar olan sorulara verdiğim yanıtları düşününce çok ama çok fazlaca şikayet ettiğimin ben de farkındayım, fakat bundan pişman değilim. Hele hele şu sıralarda etrafımda bir ipini koparmışlık ve karmaşa görüyorum. Medya yansımalarının tatsız olması da son derece üzücü. Bu konuda hepimize iyi elçiler olmak ve doğru bir mesaj iletmek, inandığımızı söylediğimiz şeylere uygun bir şekilde yaşamak düşüyor. Herşeye alkış, herşeye lay lay kafaları bizi bir yere götürmüyor o yüzden bu soruları da fırsat bilerek olabilecek en açık şekliyle içimi dökmek istedim. Ayrıca bu konuda karamsar da değilim. Bence bir değişim süreci içindeyiz zaman içinde hep birlikte öğreneceğimiz çok şey var. Bugün ekiplerin deneyimleri arttıkça organizasyonların geleceği de şekilleniyor. Ama inandığımız bazı prensipleri korumaktan, yaşadığımız sevdiğimiz bu kültürün hakkını vermekten yanayım. Birşeyler zamanla oluşuyor ve tek dileğim bu müziğin yaşam kültürünü idrak edebilecek insanların da bu işin içine katılması. Yani neymiş, aklı başında hoş insanlara psytrance dinletip aşıyı vereceğiz, böylece seviye kendiliğinden yükselecek : ) Ha bir de kadın dj konusunda eksiğimiz var. Psytrance’e baktığınızda sağ beyin özelliklerinin, yani rasyonel değil sezgisel aklın, ve Gaia’nın yani doğa ana’nın izinden gittiğini görürsünüz. Psytrance bu anlamda dişil enerjilerden yoğun olarak beslenir. Doğaya, barışa dönüşü, yaratıcılığı buradan gelir. Yani egemen iktidarın dayattığı yaşam biçimine alternatif bir bakışı vardır. Üstelik kadın dj’lerin alışık olduğumuz erkek dj’lerden farklı bir müzikal hassasiyeti, lezzeti olduğunu düşünüyorum. Bu nedenlerle de bu işe baş koyacak kadınların sayısının artmasını çok isterim, bangır gümbür yakışır bize bu işler..

 

MAJI: Şimdi de biraz yazılarınızdan bahsedelim.. MAJI’nin ilk sayısında ki GoaTrance yazınız bu müzik türünü beklide en iyi anlatan tek Türkçe yazı! Şimdilerde bu veya bunun gibi bu kültüre ait motifler içeren yazılarınız var mı? Yazarken neleri düşlüyor ve bu müziğin yazılarınıza yansımalarını nasıl yönlendiriyorsunuz?

 

Sona Shine: Benim asıl mesleğim yazarlık, yani zaten metin yazarlığı ve benzeri editorial işlerle hayatımı kazanıyorum. Bu yazının ilk halini de 2002 yılında Açık Radyo’da Altribe: Dijital Kehanetle Rakseden Kabile adlı müzik programımın Goatrance başlıklı yayını için yaptığım araştırmalar üzerine yazmıştım. Daha sonra 2007 yılında Açık Radyo kitabı projesi için güncelledim ve birçok şey ekledim. Zaman içinde herşey değişiyor, yazı şimdi gene eskidi aslında gene biraz kurcalamak gerekiyor. Ne de olsa bu yıl Mushroom Magazine’in de duyurduğu üzere  global trance ailesinin 20. yaşını kutluyoruz. Benim bu konudaki tek makale çalışmam bu sözünü ettiğimiz makale ama elbette bu müzik ve yaşam benim yazdığım ve yaptığım herşeyi etkiliyor. Partiye gitmeyip evde oturmamdan geri dönüştürülebilir çöpleri ayırarak atmama kadar hepsi bence bir bütün. Çünkü bu müziği ve bu gezegeni çok seviyorum ve bu yazdıklarıma da elbette yansıyor.

 

MAJI: Peki, sizden gelecek sayılarımızda yayınlanmak üzere birkaç yazı sözü alabilir miyiz ?

 

Sona Shine: Elbette, vaktim ve fırsatım olduğu sürece katkıda bulunmaktan ben de çok mutlu olurum. Bir okuyucu olarak dergide bolca ropörtaj görmek istediğimi de ekleyeyim. Türkiye’de bu işle ilgilenen dekor sanatçısından organizatörüne herkesin deneyimlerini paylaşması harika olur.

 

MAJI: Son olarak, MAJI e-mag hakkındaki düşünceleriniz ve ülkemizdeki bu müziğin takipçilerine mesajlarınız nelerdir?

 

Sona Shine: Konuşmamızın başından beri takıntılı bir şekilde sözünü ettiğim Psytrance’in yaşam kültürü meselesi açısından Maji e-mag’i büyük bir adım olarak görüyorum, iyi ki varsınız. Belki ileride partilerde şimdilerde sizin ve Mind Manifest’in düzenlemeye başladığı gibi güzel yaratıcı ve orijinal standlarımız, içeriği dolu dolu dergilerimiz, huzur veren şifa alanlarımız, belki ekolojik ya da kültürel konularda atölyelerimiz, sağlıklı meyveler yiyebileceğimiz chaishop’larımız, chill out alanlarımız da olur. Böyle bir talep varsa talep edenlerin de elini taşın altına koyması, organizasyonlarla bağlantıya geçip aktif bir şekilde katılması harika olur sanırım. Ne demişler, be the change you want to see!

 

MAJI: Maji’ye renk kattığınız için tekrar teşekkürler… Sevgi ve Barış sizinle olsun!

 

Sona Shine: Ben teşekkür ederim, yaşasın çalışkan, yaratıcı, bilinçli ve üretken freakler! : ) Emma Goldman’ın dediği gibi, “dansedemediğimiz devrim devrim değildir!”

Eğer algının kapıları temizlenseydi herşey insana olduğu gibi görünürdü, sonsuz.Çünkü insan kendisini kapattı, ta ki tüm şeyleri mağarasındaki dar çatlaktan görene dek...

 

William Blake