MAJI 15 – Nisan 2010

 

DJ Shawnodese / Hollanda

Röportaj: Sona Ertekin

MAJI: Her dj’in bir yaradılış öyküsü vardır, bize sizinkinden bahseder misiniz? Her şey nasıl başladı?

 

Shawnodese: Dj’lik kariyerim taa 90’ların başında, tam olarak söylemek gerekirse 1992 yılında başladı. Acid-trance ve techno ile bir başlangıç yaptıktan sonra o sıralarda seyahat etmekte olan bazı arkadaşlarımın DAT kasetlerinde kayıtlı müzik zulalarından goa/psytrance virüsünü fena halde kaptım… O noktadan sonra artık geri dönüş yoktu zaten…

 

MAJI: Sizce DJ olmanın temel unsurları nelerdir?

 

Shawnodese: Elbette her şeyden önemlisi müzik aşkının kendisi, bu olmadan DJ olmak hiçbir şekilde mümkün değil. Bana göre ikincisi temel unsur da insanlara güzel vakit geçirtmekten zevk almak. Bugünlerde pek çok DJ’in daha çok devasa sahnelerde kendilerini göstermekten zevk aldıklarını ve kendi ego tatmin dozlarını doldurmakla meşgul olduklarını görüyorum. Bana göre en berbat “sanatçılar” bunlar ve izlemesi de utanç verici. Gerçek bir DJ bir ses şamanıdır; kalabalığı hep birlikte, bir bütün halinde daha yüksek bir frekansa çıkarmak amacını taşıyan, bunun için sunabileceği her şeyi tam anlamıyla veren bir kişidir. Bana göre bir DJ’in asıl görevi ve gücü de bu olmalıdır…

 

MAJI: DJ olarak titiz bir ön çalışmaya mı inanırsınız yoksa vahşi doğaçlamaya mı?

 

Shawnodese: Şahsen hiçbir zaman önceden uzun uzun set hazırlamam, her şeyin anın kendisine bağlı olduğuna inanıyorum ve çok fazla ön hazırlık yapmadan “şimdi”yi yaşayıp deneyimlemeyi tercih ediyorum. Daha ilk başladığım yıllardan itibaren ve pek çok yeni yeteneğe baktığımda da gördüm ki olaylar beklediğimizden çok çok farklı şekilde ilerleyebilir… Dolayısıyla ben de spontane patlamaları tercih ediyorum.MAJI: Ne yazık ki dört bir yanımız psytrance diye etiketlenmiş tonlarca ve tonlarca berbat müzikle çevrilmiş durumda. Ve siz gerçek, doğru dürüst psytrance müziğin ne olduğu konusunda oldukça netsiniz. Bunu nasıl tanımlarsınız?Shawnodese:Elbette ki gerçek psychedelic trance müziğin ne olduğunu ben biliyormuşum gibi davranacak değilim. Ben de kendi kişisel görüşüne ve sınırlı bir algı aralığına sahip sıradan bir insanım. Öte yandan uzun yıllar boyunca pek çok müzik türünü dinlemiş ve dünyanın pek çok yerini gezmiş olmam sayesinde bana göre psychedelic müzik olduğunu düşündüğüm şey konusunda kişisel standartlarımı buldum diyebilirim. Benim yayınlamaya ve çalmaya çalıştığım müziğin vazgeçilmez ve temel özellikleri: sürpriz, derinlik, orijinallik ve bolca deneysellik. Ne yazık ki günümüzde pek çok müzik bu niteliklere sahip değil ve tamamen satış amacıyla, daha çok sahnede yer alma ve tercihen bolca para getiren belli bir yaşam tarzını elde etme/sürdürme amacıyla yapılıyorlar. Bugün pek çok insan artık kendi ruhlarını ifade etmek amacıyla değil de faturaları ödemek için, bir yaşam tarzı elde etmek/sürdürmek ve meşhur olmak için müzik yapıyor. Bana göre bu sanatın ölümü ve ticari zihniyetin doğuşu demektir ve son on yılda müzik kalitesinin gitgide düşmesinin asıl sebebi de bence bu. Evet prodüksiyon kalitesi büyük ölçüde arttı, ama ne olursa olsun… prodüksiyon dediğin fabrikalarda önemlidir. Bence çoğu insan prodüksiyona fazlasıyla odaklanıyor ama müzik yapma kısmına yeterince eğilmiyorlar… Bugünlerde yapılan “müziğin” büyük bir kısmının içinde çok az “müzik” var diye düşünüyorum.

 

MAJI: Efsanevi Doof Records’ın ve aynı zamanda Bom Shanka Records DJ’lerinden biri olmanın yanı sıra bir yandan da kendi label’ınız Mind Funk Records’ı yürütüyorsunuz. Bize Mind Funk’ın hikayesini anlatır mısınız?

 

Shawnodese: Aslında Mind Funk fikri 2002 yılında Amsterdam’da arkadaşlarımla beraber yürüttüğümüz bir parti organizasyonu olarak ortaya çıktı. Ortağım Nikos (Andromeda/DJ Arara) ve ben bir süre sonra ayrılıp farklı yönlerde ilerledik ve 2004 yılında internet üzerinden Inpsyde Media’dan Valentino ile tanıştım. O da işin karanlık tarafını Inpsyde Media ile yürütürken morning/twilight parçalar yayınlamak için halihazırda yürüyen bir kardeş label olsun istiyordu.

 

Ne yazık ki Valentino sağlamayı umduğu vakit ve enerjiyi bu işe yatıramadı ve benim derlediğim "Twilight Twisters" adlı ilk CD’nin ardından ikimiz de kendi yolumuza gittik. 2004/2005 yıllarında A.B.D.’de pek çok kez çaldıktan sonra DJ Paradigm ile güzel bir dostluğumuz oldu ve "Complex Cosmic Creation" adlı ikinci CD’yi beraber derledik. Bu albümün ardından hayatımda gerçekleşen kimi son derece güzel, kimileri de cehennemin kapıma dayanması şeklinde oldukça yoğun birtakım olaylardan dolayı label işlerine uzun bir ara verdim. Ayağımı tam olarak yerden kesen ise ciddi şekilde hastalanmam ve tromboz ve akciğerlerde damar tıkanıklığı yüzünden ölümle burun buruna gelmem oldu. 2008’de büyük ölçüde ailemin ve kız arkadaşımın tükenmeyen sevgisi sayesinde tekrar ayaklandığımda Mind Funk Records’a kendim devam etmeye karar verdim. Brezilyalı muhteşem iki elemanla, yani Stereographic ve Smoke Ship ile tanıştım ve bu sayede label ile eskisinden de güçlü olarak geri dönme şansım oldu… ve yakın zamanda yapacağımız daha pek çok şey var!

 

MAJI: Psytrance kaderinizi nasıl değiştirdi ve tayin etti?

 

Shawnodese: Hmm, sanırım bunu ciddi ciddi düşünmem lazım, ama cevap aslında bir anlamda da zaten ortada. Eğer bu müzik olmasaydı ben bugün olduğum kişi olmazdım. Bu müzikle danseden, dinleyen biri ve bir DJ olarak yaşadığım bütün o muazzam deneyimleri yaşamamış olurdum ki bana dünyanın tüm hazinelerini verseler bu deneyimlerin biriyle bile değişmem. Bu deneyimler müziğin insanları gerçekten de iyileştirebilen bir ilaç olduğunu anlamamı sağladı, tıpkı dünyadaki bazı müthiş sanatçılar sayesinde benim kimi “rahat-sızlıklarımdan” kurtulduğum gibi. Psytrance bana yaşamımda bir yön sağladı, kendimi adayabileceğim kişisel bir hedef verdi ve bu müzik sayesinde asla hayal edemeyeceğim derinlik ve güzellikte bana dokunan küresel bir aile buldum. Bana en çılgın hayallerimin ötesinde bir yaşam biçiminin mümkün olduğunu gösterdi… kendim ve insanlığın kalanına dair umut verdi… hâlâ da vermeye devam ediyor.MAJI: Dünyanın pek çok yerini dolaştınız ve çaldınız. Sizin bakış açınıza göre bu insanların ortak noktası nedir?Shawnodese: Hmm işte bu kolay bir soru… hepsi de iki ayak üzerinde zıplıyorlar (en azından çoğu zaman… hehe)MAJI: Bütün bu etkinlikler içinde zevkin doruğuna ulaştığınız yer ve zaman hangisiydi?

 

MAJI: Psytrance kaderinizi nasıl değiştirdi ve tayin etti?

 

Shawnodese: Hmm, sanırım bunu ciddi ciddi düşünmem lazım, ama cevap aslında bir anlamda da zaten ortada. Eğer bu müzik olmasaydı ben bugün olduğum kişi olmazdım. Bu müzikle danseden, dinleyen biri ve bir DJ olarak yaşadığım bütün o muazzam deneyimleri yaşamamış olurdum ki bana dünyanın tüm hazinelerini verseler bu deneyimlerin biriyle bile değişmem. Bu deneyimler müziğin insanları gerçekten de iyileştirebilen bir ilaç olduğunu anlamamı sağladı, tıpkı dünyadaki bazı müthiş sanatçılar sayesinde benim kimi “rahat-sızlıklarımdan” kurtulduğum gibi. Psytrance bana yaşamımda bir yön sağladı, kendimi adayabileceğim kişisel bir hedef verdi ve bu müzik sayesinde asla hayal edemeyeceğim derinlik ve güzellikte bana dokunan küresel bir aile buldum. Bana en çılgın hayallerimin ötesinde bir yaşam biçiminin mümkün olduğunu gösterdi… kendim ve insanlığın kalanına dair umut verdi… hâlâ da vermeye devam ediyor.

 

MAJI: Dünyanın pek çok yerini dolaştınız ve çaldınız. Sizin bakış açınıza göre bu insanların ortak noktası nedir?

 

Shawnodese: Hmm işte bu kolay bir soru… hepsi de iki ayak üzerinde zıplıyorlar (en azından çoğu zaman… hehe)

 

MAJI: Bütün bu etkinlikler içinde zevkin doruğuna ulaştığınız yer ve zaman hangisiydi?

 

Shawnodese: Benim için mutlak zirve deneyimi 2000 yılında Almanya’daki efsanevi “Excalibur” partisiydi. Bu partide benim setim sırasında yaşanan duyguyu tarif etmem mümkün değil. Pazar öğleden sonra 4 saatlik bir setle partiyi kapatacaktım ve artık bitirdiğimde insanlar gerçekten de hayatımda duymadığım şekilde çığlıklar içindeydi. Partinin organizatörü hemen yanımda duruyordu ve partinin sona erdiğini gayet net bir şekilde ifade etmişti, dolayısıyla tek bir parça daha çalma şansım kesinlikle yoktu ve her zaman olduğu gibi kalabalığın istediği de buydu. Adamın da keyfini kaçırmak istemiyordum çünkü o haftasonu zaten başı polisle yeteri kadar derde girmişti o yüzden DJ kabininden çıktım… en azından çıkmaya çalıştım. Benim çalma işimi ayarlayan arkadaşımın DJ kabininin hemen arkasında duran devasa bir itfaiye kamyonu vardı, ben de oraya çekilip çılgın kalabalıktan uzak durmaya çalıştım çünkü gerçekten de çığlıkları kesilmek bilmiyordu ve o sırada zaten bir 10 dakikadır daha daha diye bağırıyorlardı. Sonra birden iki kız çıkageldi ve ben de onlarla beraber gidene kadar itfaiye kamyonundan çıkacakları yoktu. Tabii ki beni doğrudan DJ kabinine geri getirdiler ve orada 10 dakika öncekinden daha da fazla çıldırmış bir kalabalıkla karşı karşıyaydım. Bir noktada birisi kalabalığın ortasına doğru yürüdü, dört bira kasasını baş aşağı yere koydu ve geldiği yere doğru uzaklaştı. Birkaç saniye sonra el ele tutuşmuş dört küçük çocukla tekrar çıkageldi. Çocukların hepsi de aşağı yukarı 4-8 yaşlarındaydı ve dördünü de benim ve DJ kabininin tam önünde duran birer bira kasasının üzerine tek tek yerleştirdikten sonra kulaklarına birşeyler fısıldayıp üçe kadar saydı. Üç dediğinde ufacık veletler öyle bir çığlık atıp bağırmaya başladılar ki kulaklarım yırtılacak sandım. O anda 4000 kişilik kalabalık öyle bir delirdi ki hepsi de ölüm kalım meselesiymiş gibi çığlık çığlığa bağırmaya başladı. Hakikaten de hayatım boyunca DJ kabininde o anki kadar hayrete kapıldığım, gururlandığım ve aynı zamanda da rahatsızlık duyduğum bir an olmadı diyebilirim. Ne yapacağımı bilmiyordum ve arkamda organizatörün ve ekibin bulunduğu tarafa dönüp baktım… onlar da en az benim kadar ve o sırada DJ kabininde bulunan herkes kadar şaşkınlık içindelerdi. Eleman gerçekten de ne yapacağını bilemez haldeydi, artık ağlasın mı gülsün mü bilemiyordu. Önce de söylediğim gibi zaten polisle bir hayli sorun yaşamıştı ama hayır cevabını kabul etmeyecek o 4000 kişilik çılgın güruh karşısında böyle bir seçenek de yoktu. Kısa bir süre içinde konuyu ekibine danıştı ve iki saat daha çalmam için bana yeşil ışığı yaktılar. Böylece ben de back 2 back çalma şansını yakaladığım en iyi DJ’lerden biri olan eski dostum Sven Looping (Charasmatix) ile birlikte çaldım. O son iki saat boyunca ikimiz beraber harbiden yardırdıktan sonra, sonunda herkes cayır cayır yanan güzelim güneşin altında, bir şelalenin yakınındaki sihirli bir şatonun yanında dansetmekten yorgun ve tatmin olmuş bir şekilde evine döndü…

 

Bundan daha fazlasını dilemek gerçekten de mümkün değildi. Benim için en muazzam setim o anda gerçekleşmişti ve asla hayal edemeyeceğim şekillerde aklım başımdan gitti… neler olup bittiğini anlamam uzun bir zaman aldı ve işte orada bu işi aslında bu anlar için yapıyor olduğumu anladım. Tanrının bir aracı gibi hissettiğim, artık varolmadığım ama birşeyin beni ele geçirdiği, yönlendirdiği ve bir an için bile yapmayı aklımdan geçirmediğim şeyleri bana yaptırdığı, orada muhteşem bir şekilde dansetmekten olanların hizmetinde yalnızca neyse onu yaptığım o anlar…

 

 

MAJI: Bundan on yıl öncesiyle karşılaştırıldığında dünyaya yayılmış bir kültür olarak bugünkü psytrance ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz, sizce nereye gidiyoruz?

 

Shawnodese: Dürüst olmak gerekirse bugünlerde “psytrance ortamı” konusunda fena halde şüpheliyim. “Ortam” lafını duyduğumda aklıma bir birlik, bütünlük geliyor ve doğrusunu söylemek gerekirse bugünlerde bu bütünleşmeyi pek göremiyorum. Psytrance ortamı dediğimiz şeye baktığımda bolca bireysellik, benmerkezcilik, rekabet, kavga; birbirini eleştiren ve çöküşten bizi kurtaracak tek şeyin birlik olduğunu anlamayan insanlar görüyorum. Sonuçta bu benim kişisel fikrim, ama aynı zamanda çağımızı; insanların hayatta kalabilmek adına yalnızca kendilerini düşünmeye zorlandıkları bir çağı da yansıtıyor. Punk rock günlerinde söylediğimiz gibi herkes kendi postunu kurtarmaya çalışıyor ve çoğu insan bu mücadeleye kapılmış görünüyor. Çok anlaşılır bir süreç bu, ancak bizi kontrol edenlerin bizi bölmesine ve canımıza okumasına izin verip vermeyeceğimiz sonuçta bize kalmış. Allahtan bu her yerde böyle değil, çünkü hâlâ birlerlerde insanlar kendi çıkarlarını bir yana bırakıp ellerinden geleni yapıyorlar ve gerçekten sihirli ve güzel birşeyi gerçekleştirmeye çalışıyorlar. Umarım gelecekte daha çok parti de bu şekilde gerçekleşir, çünkü bugün yapılanların büyük bir kısmı insanların çoğunun yalnızca kendinden geçip gündelik sıkıntılarından uzaklaşmak için geldikleri boş kafalı toplaşmalardan ibaret. Pek çoğu da bir trance ritüelinin gerçek güçlerinin ve güzelliğinin farkında değil gibi görünüyor.

 

MAJI: Eğer DJ olmasaydınız ne iş yapmak isterdiniz?

 

Shawnodese: Pilot olup dünyanın her yerine uçmayı çok isterdim…

 

MAJI: Dünya freak’lerine sizden bir mesaj iletebilir miyiz?

 

Mmm….. zannetmiyorum, zaten gereğinden fazla bile vaaz verdim sanırım, o yüzden şimdilik bu kadar ve röportaj için de çok teşekkür ederim ;)

“Özgürlüğe doğru bir milim olsun ilerleyebilmek istiyorsak,dünya vizyonumuzu ters yüz etmemiz gerekir. Bu muazzambir çaba  alacaktır. Buna rağmen, daha büyük  bir mutluluk yoktur. Benliğinin sonsuzluğunda fethedeceğin bu bir milim, olaylar dünyasındaki okyanusları yutabilir.

 

dreamer